
Cum’a namazının son sünnetinden sonra kılınan zuhr-i âhir namazının kılınış şekli ve kılmanın gerekliliği hakkındaki mesele aşağıdadır.
Kılınışı
Âhir zuhur niyetiyle kılacağı dört rek’ata şu suretle niyet eder. “Vaktine yetişip hâlâ edâ edemediğim, üzerime sabit olan âhir zuhuru kılmaya niyet ettim”. Bu dört rekâkatın her rekâtında Fatiha’dan sonra sûre veya âyet okumak, iki rekâttan sonra ilk oturuşta yalnız “Et-tehiyyatü” okuyarak üçün rekâta kalmak evlâdır.
Meselesi
Peygamber s.a.v. Efendimiz, “İnsanları dine tatlılıkla davet edin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Uyumlu olun, geçimsiz olmayın.“ buyurmuştur.
Zuhr-i ahir namazı bazılarına bir zorluk gibi gelebilir. Ama İslam alimlerinin farklı görüşlerinden dolayı kılınan bir namazdır. Benim yazmamda ki gaye şüpheyi ortadan kaldırmaktır. Konunun detayına girmeye çalışalım.
Huccet’ül-İslâm İmam Gazali
İhya-i Ulûm’id-Din
Kitabu Esrar’is-Salât ve Mühimmâtihî / V. Bölüm
Sayfa 528 ve 529 ‘da geçen:
2. Mekân:
Köy, cum’a hususunda şehir gibidir. Köylerde cum’a kılmak için sultanın bulunması veya izin vermesi şart değildir; fakat en iyisi izin almaktır.
4. Cemaat:
Eğer bir köyde veya şehirde kırk kişi ayrı ayrı yerlerde cum’a namazını tek başlarına (veya küçük gruplar halinde) kılsalar, namazları sahih değildir.
5. Orada Daha Önce Cum’a Kılınmış Olmamalıdır:
Eğer bir mahallenin bütün ahalisinin bir camiye toplanması mümkün değilse, iki, üç veya dört camiye (ihtiyaç kadar) dağılıp cum’a kılmaları caizdir. Eğer ihtiyaç olmaksızın birkaç yerde cum’a kılınırsa, hangi cum’anın imamı istiftah tekbirini daha önce alırsa, ancak o cum’a sahihtir. (Diğerleri ise fasiddir).
Buna göre İmam Gazali zuhr-i ahir namazından bahsetmemiştir. Bununla beraber, İmam Âzam, İmam Muhammed ve İmam Ebû Yusuf’tan da zuhr-i ahir namazının kılınması ile ilgili rivayet edilmiş bir bilgi yoktur.
Diyanet işleri bu konuda şu açıklamayı yapmıştır:
Zuhr-i Ahir (Son Öğle) Namazı
Son öğle namazı anlamına gelen Zuhr-i âhir namazı, bir kısım İslâm bilginleri tarafından, Cuma namazının sahih olmaması ihtimaline binaen, ihtiyaten kılınması öngörülen o günkü öğle namazıdır.
Sıhhat şartlarındaki ihtilaf sebebiyle Cuma namazının geçerli olmaması ihtimalinden hareketle zuhr-i ahir namazının kılınmasının gerektiğini ileri sürenler olduğu gibi, buna karşı çıkanlar da olmuştur.
A. Zuhr-i Ahir Namazının Gerekliliğini İleri Sürenlerin Delilleri
Zuhr-i ahir namazının gerekliliğini ileri sürenlerin hareket noktası, bir yerleşim biriminde birden fazla camide Cuma namazının sahih olmaması ihtimalidir. Bunlara göre, bir zorunluluk bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde Cuma namazı kılınır. İhtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların Cuma namazları sahih olur, diğerlerininki olmaz. Bu durumda diğerlerinin öğle namazını kılmaları gerekir. Cuma namazını hangisinin önce kılındığının tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin öğle namazını kılmaları bir çözüm olarak öngörülmüştür. Bu görüşlerini de, Cuma namazının toplanmak ve hutbe irat etmek için meşru kılındığı gerekçesine ve Hz. Peygamber ve hulefa-i raşidîn döneminde tek bir yerde Cuma kılındığına dayandırmaktadırlar (Şirbînî, Muğnî’l-Muhtâc, I/544; Nevevî, el-Mecmû’, IV/451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, I/277-278; İbn Kudâme, el-Muğnî, III/212; Hurâşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/74-75).
B. Zuhr-i Ahirin Kılınmaması Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri
Zuhr-i ahir namazının kılınmasına karşı çıkanlar, şüpheyle yapılan ibadetin geçerli olmayacağı düşüncesinden hareketle, bu namazın kılınmaması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlara göre, şüpheyle ibadet makbul değildir. Bu itibarla, “belki Cuma namazı sahih olmamıştır” diye zuhr-i ahir kılmak doğru olmaz. Ayrıca zuhr-i ahir kılınması gerektiğini ileri sürmek, halkın gözünde, Cuma namazının farz olmayıp, öğle namazının farz olduğu ya da bir vakitte ikisinin de farz olduğu zannını uyandırır. İbn Nüceym, Alaü’d-din Haskefî, Cemaleddin el-Kasimî, Mehmet Zihni Efendi gibi bilginler bu görüştedirler (İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik, II/154-155; İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtâr, I/536; Cemalettin el-Kasımî, Islahu’l-Mesâcid, s.50; Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, 439-440).
Bir kısım alimler ise, Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîn döneminde böyle bir namaz bulunmadığından hareketle, zuhr-i ahir kılmayı bidat kabul etmişlerdir (Azim Abâdî, Avnü’l-Ma’bûd, III/397,406; Reşid Rıza, Fetâvâ, I/199-200,301-305; III/941; IV/1551, 1591; VI/2521).
Diyanete göre:
Bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınabileceğine, bu sebeple zuhr-i ahir namazının kılınmasına gerek olmadığına,
Zuhr-i ahir namazını kılmak isteyenlere ise mani olunmasının uygun olmayacağına karar vermiştir.
Detaylı bilgi için diyanetin sayfasını ziyaret ediniz.
cami, cemaat, cum'a, farz, itilaf, Namaz
Selamun Aleyküm kardeşim,
Kevse suresi diye bir sure yada bir dua hakkında bilgim yok ama Kevser Suresi demek istediyseniz buradan ulaşabilirsiniz.
Allah Celle Celalü ‘ye emanet olun.
ben nerdeyse tüm duaları ezbere biliyom ama kevse diye bir dua bilmediğim için araştırıp bulup dua yı ezberlemeliyim
ALLAH HER ZAMAN BÜYÜKTÜR ALLAHA İNANALIM ALLAH BİRDİR
ben kevse süresini arıyorum ama bulamıyorum kevse süresini ezberleyemezsem kötü not alıcam
http://www.hayrettinkaraman.net/sc/00049.htm
İslam hukuku profesörü Hayrettin Karaman’ın web sitesi
Soru:
Selamun aleykum hocam ben Şafii mezhebine bağlıyım. Cumanın farzı öğle namazı yerine geçiyor mu, geçiyorsa neden cuma farzından sonra bir daha öğle namaz kılıyoruz.
Cevap:
Cuma namazının farzı, öğle namazının farzı yerine geçiyor; bu konuda bir tereddüt ve tartışma yoktur. Tartışılan konu, “kılınan Cuma namazı sahih olmazsa öğle namazı ne olacak?” sorusu içinde yer almaktadır.
İmam Şâfiî’ye göre bir şehirde iki veya daha fazla yerde Cuma kılınmış ise önce kılanların (namazı diğerlerinden önce bitirenlerin) cuması sahihtir. Sonra kılanların cuması olmamıştır (batıldır) ve öğleyi yeniden kılmaları farzdır. Şâfii’ye göre hangisinin önce kıldığı belli değilse, hepsinin öğleyi yeniden kılmaları gerekir.
İmam Şâfiî’den sonra gelen ve ona tâbi bulunan Şâfiî müctehid ve fakihleri yukarıdaki hükmün, “ihtiyaç olmadığı halde cumanın birden fazla camide kılınmış olmasına ait” bulunduğunu; şayet caminin mükelleflere göre küçük olması gibi bir mazeret varsa birden fazla camide kılınabileceğini, böyle olunca da öğle -Cuma namazından sonra- öğle namazının farzını yeniden kılmanın farz olmayacağını, ancak sünnet olabileceğini ifade etmişlerdir.
Hanbelîlerin görüşü de Şâfiîlerinki gibidir.
Bu iki mezhebin tatbikatında Cuma namazı, ihtiyaç olmadığı halde birden fazla camide kılınmışsa ilk kılınandan sonrakiler bâtıl sayılmakta -şüphe halinde; yani hangi cemâatin namaz önce bitirdiğinin bilinmemesi durumunda hepsi bâtıl sayılmakta- ve öğle namazı yeniden kılınmaktadır.
Eğer Cuma namazı ihtiyaca binâen birden fazla camide kılınmış ise bu takdirde bâtıl sayılmamakta, ancak ihtiyaten öğle namazının kılınması tavsiye edilmektedir. Bugün hemen her şehir ve büyük köyün -cumayı kılsın kılmasın- namaz ile mükellef bulunanlarını bir cami almayacağına göre kılınan cumalar Şâfiîlere göre de sahihtir ve öğleyi kılmak farz değildir.
Hanefî mezhebinde tercih edilen görüş, İmam Muhammed’e ait olup “Bir yerleşim yerinde birden fazla camide Cuma namazının kılınabileceği” şeklindedir.
Cuma namazının bazı şartlar üzerinde -yukarıdakine ek- bazı ihtilaflar (ictihad farkları) vardır. Ancak bunlardan birini esas alarak Cumayı terketmek veya kıldıktan sonra -belki sahih olmamıştır diyerek- yeniden bir de öğlenin farzını kılmak doğru değildir. Kılınan Cuma namazının gerçekleşen şartları şu veya bu müctehide göre yeterli ise Cuma namaz sahihtir, öğle namazının da yerine geçmiştir.
Cuma namazının farzı iki rekattır. Bundan önce dört, farzdan sonra da dört rekat namaz kılmanın sünnet olduğuna dair güçlü deliller vardır. Böylece sünneti ve farzıyla beraber Cuma namaz on rekattır. Zuhr-i âhir (son öğle namazı) diye bir namaz yoktur; kılınması uygun değildir. İsteyen Cumadan önce de sonra da istediği kadar nafile namaz kılabilir
bidat dinin direği değil yıkıcısıdır zuhuri ahir namaz değil şeksiz şüphesiz bid-ad tir. zuhuri ahir kılan cumayı şüphe ile kıldığı için hem kılıp hem iptal etmiş olur.zuhuri ahir kılmak sepetle kuyudan su çekmeye benzer kevse maşide kardeşim.
ALLAH RAZI OLSUN İNŞALLAH KILMAYANLARADA NASİP ETSİN KURTULUŞUMUZ NAMAZ KILMAMAK İÇİN HİÇBİR BAHANE YOKTUR YETER Kİ SEN İSTE (“NAMAZ DİNİNİ DİREĞİDİR”)
Orta yolu takip etmek en güzelidir.Bir kısım islam alimleri zuhri ahiri ihtiyaten kılınmasını uygun görmüşler ihtiyaten kılınabilir.kur an da ve sünnete böyle bir uygulama yok demeklede sanki o alimlerin kitap ve sünnette muhalif olarak düşündüklerini ifade anlamına gelebilir.Bu konuda kesin hüküm vermek( yani tek taraflı) doğru olmayabilir diye düşünüyorum.Allah’a emanet olunuz
Cuma namazı ve Zuhuri ahir meselesi
Hicrî 5. asırdan bu yana yalnız Türkiye’de uygulanan, başka İslam âleminin bilmediği, bilmek de istemedikleri “zuhr-u âhir ” denen, ALLÂH’ın emri, Hazret-i Resûlullâh’ın sünneti ile hiç ilgisi olmayan, Moğol istilâlarının hüküm sürdüğü bir zamanda Konya’da ihdas edilen ek ibâdet usûlü ki, namaz değildir. Hükümet ve devletin olmadığı yerde, ulü’l-emrin icra edilmediği yer -ki, darü’l-harptir- darü’l-harpte ise cuma namazı kılınmaz, diye uyduruk fetva verenler, zamanımıza kadar..
“İslam’da yeri olmayan namaz” demeye hicap ediyorum, çünkü namazın iki kaynağı vardır: 1: Kitap, 2: Sünnet. Başka kaynak aranmaz. Beş vakit namazdaki farzlar, Cumâ namazı için de geçerli olup, hutbesiz Cumâ namazı geçerli değildir. Bayram namazlarında hutbe sünnettir. Okunmasa da namaz tamamdır.
Sünnetleri hafife almayasın. Kur’ân’da belirtilmemiş, Peygamber Efendimiz’in ibâdet ve amellerinde görülen hallerin cümlesine sünnet deriz. Sünnetleri emr-i ilâhînin dışında görme. Kur’ân’da sarih olarak görülmediği için sünnettir. İcmâ, kıyas edilleyi şeriye namaz için geçerli değildir.
Rabbımızın lütuf ve ihsânı olan en büyük bayram olarak belirtilen Cumâ günü, âyet ve hadisle ifâde edilen öğle vaktinde Cumâ namazı.. Hutbede bulunarak imam efendiye uyup iki rekat farzı kılan kişinin ALLÂH’ın emrine göre cumâsı tamamdır. Sünnetlerini de mezhebine tâbi olunan imam efendinin içtihâdına göre kılmaktır. Çünkü imam efendilerimizin aralarında sünnetlere dâir içtihat farklılıkları vardır. Hepsi de geçerli olup, cumânın sıhhatına halel getirmez.
İmâm-ı A’zam Hazretleri hicri 75 senesinde dünyâya teşrif ettiler. 150 senesinde irtihal eylediler. Makamları cennet olsun. Kendileri tâbiînden olup, ashâbın yaşlıları ile görüştüler. Ve îzah ettiler:
“Hazret-i Resûlullah (s.a.v) Efendimiz mescide gelmeden önce dört rekat sünnet kılar, mescide geldiklerinde hutbe îrad ederlerdi. İki rekat cumânın farzını cemaate kıldırır, hâne-yi saâdetlerine gider, dört rekat da orada sünnet kılarlardı.”
İmâm-ı A’zam Hazretleri bu türlü beyan ve içtihat etmişlerdir.
İmâm Şâfiî Hazretleri, İmâm-ı A’zam Hazretleri’nden sonra dünyâya teşrif ettiler. Cumânın sünneti hakkında buyurdular ki :
“Cumâdan evvel iki rekat, cumâdan sonra da iki rekat Hazret-i Resûlullâh’ (s.a.v.) sünnet kılardı.”
İmâm Mâlik ve İmâm Hanbel hazretlerinin içtihatları da :
“Cumâya gelmeden evvel Hazret-i Resûlullah (s.a.v.) iki rekat namaz kılar, farzdan sonra başka namaz kılmazdı.” şeklindedir. ALLAH cümlesinden râzı olsun.
Cumâ Sûresi’nde de müsta’celiyyet vardır : “ALLÂH’ın zikrinden sonra yeryüzüne yayılınız, rızıklarınızı arayınız.” On altı rekatlı hiç bir mezhep yoktur. Dikkat edilirse, yalnız sünnet üzerinde ihtilaf değil, içtihat değişikliği vardır. Kimsenin namaza rekat ilâve etmesi uygun olmayıp, hatâdır.
Bâzı kimseler çok ibâdet ve tâatla çok kazanacağını zannederler. Her şeyin ifrâtı yasaklanmıştır. Misâl olarak, seferde olan dört rekatlı farz namazları iki rekat kılmayı Hazret-i ALLAH emrediyor. Fazla kılarsan ne olur? Âsî olursun, emr-i ilâhîye karşı geldiğin için. “Hiç fazla namaz kıldı diye insanı döverler mi? Fazla mal göz mü çıkarır?” gibi sözlerle emr-i ilâhîyi basit bir hâdise gibi gösterip günâha girme. “Zuhr-u âhir” diye bir namaz yoktur. İslamiyette şüpheli ibâdet olmaz.şüpheli ibadete sıhhatlidir diye kimse cevaz veremez Evham, rûhî hastalıktır. Namaz husûsunda ilham ve rüyâ ile de amel edilmez. Sahîh-i Buharî’nin (Tecrîd-i sarîh Tercümesi) üçüncü cildinde Cumâ bahsinde bildirildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hutbe îrad edip, buyurdular ki : “Cumâ size kıyâmete kadar farz kılındı. İster âdil imam, ister zâlim imam zamânında olsun, kim ki, Cumâ namazını sebepsiz yere terk ederse, iki elim yakasındadır. ALLAH işini rast getirmesin.. onun Ne namazı vardır, ne orucu, ne haccı, ne de zekatı… Vaktâ ki, tövbe ve istiğfar etmiş ola.”
Büyük fıkıh âlimi İbn-i Nuceym buyururlar ki :
“Zuhr-u âhir kılan kişi ilim yoksunudur.”
Kütüb-i sitte’den olan Sünen-i Dârekutnî Tercümesi, 2. Cilt sahîfe 10’da şöyle ifâde olunur:
“Zuhr-u âhir kılan şüphesiz günahkardır.”
Diyânet İşleri Başkanlığı da Şerîat-i Muhammedî’de 92 hurâfa ve bidat tespit etti. Ama umûma îlânından çekindiler. Fakat ben bu listenin bir nüshasını elde ettim ve çoğaltıp, dağıttım. Bidat ve hurafaların başına yazmışlar, zuhr-u âhir diye bir namazın olmadığını. Merhum cennet-mekan Hamdi Akseki buyuruyor ki :
“İmam efendilerimizin cumânın sıhhati ve vücûbu hakkındaki ihtilafları “muhtelefun fîh”tir (kesin olmayan, ihtilaflı konulardandır). Cumânın farziyetine te’sir edici değildir. Şöyle ki, Cumânın vücûbunun sıhhati hakkında ictihâdî ihtilaflar musallînin (namaz kılanın) daha mutmain olması içindir. Hiç bir içtihat cumânın farziyetini bozmaz. Nitekim öyle olmuştur.”
Türkiye’den başka İslam ülkelerinde zuhr-u âhir diye bir şey bilmezler. Çünkü kesinlikle yoktur. Bir namazın iâdesi farzın terkinden îcap eder. Vâcibin terkinden, farzın te’hirinden sehiv (yanılma) secdesi lâzım gelir. Hazret-i ALLAH Türk milletini de bu gibi anlamsız ibâdetlerden kurtarsın.Amin.
(Buna göre İmam Gazali zuhr-i ahir namazından bahsetmemiştir. Bununla beraber, İmam Âzam, İmam Muhammed ve İmam Ebû Yusuf’tan da zuhr-i ahir namazının kılınması ile ilgili rivayet edilmiş bir bilgi yoktur.)D i y o r s u n u z /diyanetde/(Diyanete göre:
Bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınabileceğine, bu sebeple zuhr-i ahir namazının kılınmasına gerek olmadığına,
Zuhr-i ahir namazını kılmak isteyenlere ise mani olunmasının uygun olmayacağına karar vermiştir.) Diyor.. diyanet Allahdan korkmuyor insanlardan korkuyor açıkca çıkıpda zuhuri ahir diye bir namaz yok diyemiyor neden; nedeni madem böyle bir namaz yokta bize yıllarca niye açıklamadınız derler diye korkuyorlar. makamlarından korkuyorlar maaşlarımızı keserler diye nede olsa onlarda devlet memuru. yok kardeşim zuhuri ahir diye bir namaz yok.kılınırsa ne zararı var derseniz .kılan kişinin cuma namazı o zaman gerçekten olmaz çünkü cumayı şüphe ile kıldı şüpheli ibadet olmaz.
zuhuri ahir bundan 800 yüz küsür sene evvel konyada ortaya çıktı.moğollar konyayı istila ettiler,o zamanki müslümanlar şüpheye düştüler,bizler işgal altındayız cuma kılmak için hür olmak lazım dediler cumamız olmayabilir diye şüpheye düştüler eğer cumamız olmazsa bizler öğle namazı kılalım dediler adınada zuhur dediler ordan yapılan bir şüphe hala devam ediyor.
Cumanın birden çok camide kılınma meselesi ise cuma namazının yeni kılındığı yıllarda müslümanları güçlü göstermek için birlik beraberlik içinde olduklarını göstermek için bir camide kılınsın parça olmayalım eger bir camide toplanamıyorsak bir engel bir dere bir ırmak engel olursa ayrı camide kılabiliriz çünkü bir camide toplanmamıza engel var demişler müslümanlar bölündü demesinler diye söylenmiş birlik beraberlik içinde olmak için.