
İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi, Hâlık-ı Kâinatı (kâinatın yaratıcısını) tanımak ve ona îmân edip, ibâdet etmektir.
Ve insanın vazîfe-i fıtratı (yaratılış vazîfesi) ve farîza-i zimmeti (boynunun borcu), ma’rifetullâh ve îmân-ı billahtır (Allah’ı tanımak ve îmân etmektir) ve iz an (iyice anlamak) ve yakîn (şübhesiz bilmek) ile vücûdunu ve vahdetini (varlığını ve binliğini) tasdik etmektir.
Evet, fıtraten (yaradılışça) daimî bir hayaf ve ebedî yaşamak isteyen ve hadsiz emelleri ve nihayetsiz elemleri bulunan’ bîçâre insana, elbette o hayat-ı ebedryenin üssü’l-esâsı (en temel esası) ve anahtarı olan îmân-ı billah ve ma’rifetullâh ve vesîlelerinden başka olan şeyler ve kemâlâtlar. o insana nisbeten aşağıdır Belki, çoğunun kıymetleri yoktur.
Şuâ’lar
Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur, Yaratılış