<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Mekanı &#187; mushaf</title>
	<atom:link href="http://www.islammekani.com/tag/mushaf/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islammekani.com</link>
	<description>İslam hakkında birçok bilgiye ulaşabileceğiniz mekanınız.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jan 2012 17:01:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Hz. Ebu Bekir Es Sıddîk (r.a)</title>
		<link>http://www.islammekani.com/hz-ebu-bekir-es-siddik-ra/</link>
		<comments>http://www.islammekani.com/hz-ebu-bekir-es-siddik-ra/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Dec 2007 21:26:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AbdulAllah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islammekani.com/2007/12/01/hz-ebu-bekir-es-siddik-ra/</guid>
		<description><![CDATA[<img src="http://rugzo.com/i/r/kry.png" alt="Hz. Ebu Bekir Es Sıddîk (r.a)" title="Hz. Ebu Bekir Es Sıddîk (r.a)" height="150" width="250"><br />572 yılında Mekke&#8217;de doğan Hazreti Ebû Bekir Es-Sıddık, Hazreti Muhammed Mustafa (a.s.)&#8217;ın İslâm’ı tebliğe başlamasından [...]<hr />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.biriz.biz/nebi/nebi1.jpg" height="444" width="301" /></p>
<p>572 yılında Mekke&#8217;de doğan Hazreti Ebû Bekir Es-Sıddık, Hazreti Muhammed Mustafa (a.s.)&#8217;ın İslâm’ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilkidir. Câmiu&#8217;l Kur&#8217;an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi.<br />
<span id="more-6667"></span><br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de hicret sırasında Rasûlullah&#8217;la beraber olmasından dolayı, &#8220;&#8230;mağarada bulunan iki kişiden biri&#8230;&#8221; (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir. Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm’dan sonra Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına &#8220;atik&#8221;; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da &#8220;sıddık&#8221; lâkabıyla anılmıştır. &#8220;Deve yavrusunun babası&#8221; manasına gelen Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur. Teymoğulları kabilesinden olan Ebû Bekir&#8217;in nesebi Mürre ibn-i Kâ&#8217;b'da Rasûlullah&#8217;la birleşir. Anasının adı Ümmü&#8217;l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman’dır. Künyesi Abdullah ibn-i Osman ibn-i Amir ibn-i Amir&#8230; ibn-i Murca &#8230;et-Temî’dir. Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman dışında bütün ailesi müslüman olmuştur. Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir&#8217;in halifeliğini ve ölümünü görmüştür. Hazreti Ebû Bekir&#8217;in Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir.</p>
<p>İslâm’dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan &#8220;hanif&#8221; bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hazreti Peygamber&#8217;den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır.</p>
<p>Hazreti Ebû Bekir, Fil yılından iki sene birkaç ay sonra 571&#8242;de Mekke&#8217;de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur. içki içmek câhiliye döneminde çok yaygın bir âdet olduğu halde o hiç içmemiştir. O dönemde Mekke&#8217;nin ileri gelenlerinden olup Arapların nesep ve ahbâr ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olurdu; sermayesi kırk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kısmını İslâm için harcamıştır. Rasûlullah&#8217;a iman eden Ebû Bekir (r.a.) İslâm dâvetçiliğine başlamış, Osman ibn-i Affân, Zübeyr ibn-i Avvâm, Abdurrahman ibn-i Avf, Sa&#8217;d ibn-i Ebî Vakkas ve Talha ibn-i Ubeydullah gibi İslâm’ın yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoğu İslâm’ı onun dâvetiyle kabul etmişlerdir.</p>
<p>Hazreti Ebû Bekir hayatı boyunca Rasûlullah&#8217;ın yanından ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur. Rasûlullah birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi. Umûmî ve husûsî olan önemli işlerde ashâbıyla müşavere eden Peygamber (s.a.s.) bazı hususlarda özellikle Ebû Bekir&#8217;e danışırdı. (Ibn Haldun, Mukaddime, 206). Araplar ona &#8220;Peygamber&#8217;in veziri&#8221; derlerdi.</p>
<p>Teymoğulları kabilesi Mekke&#8217;de önemli bir yere sahipti. Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı. Hazreti Ebû Bekir&#8217;in babası Mekke eşrafındandı. Hazreti Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâkı ile tânınan, sevilen bir kişi idi. Mekke&#8217;de &#8220;eşnak&#8221; diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir dostlukları vardı. Sık sık buluşur, Allah’ın birliği, Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşâvere ederlerdi. ikisi de câhiliye kültürüne karşıydılar, şiir yazmaz ve şiiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.</p>
<p><strong>İSLÂM&#8217;I BENİMSEMESİ</strong></p>
<p>Hazreti Ebû Bekir, Hira dağından dönen Hazreti Muhammed Mustafa (a.s.) ile karsılaştığında, Rasûlullah (s.a.s.) ona, &#8220;Allah’ın elçisi&#8221; olduğunu söyleyip &#8220;Yaratan Rabbi&#8217;nin adıyla oku&#8221; (el-Alâk, 96/1) diye başlayan âyetleri bildirdiği zaman hemen ona: &#8220;Allah’ın birliğine ve senin O&#8217;nun rasûlü olduğuna iman ettim&#8221; demiştir. Hazreti Hatice&#8217;den sonra Rasûlullah&#8217;a ilk iman eden odur. Hazreti Peygamber (s.a.s.) İslâm’ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebû Bekir seksiz ve tereddütsüz bir şekilde kabul etmiştir. Hatta Hazreti Peygamber (s.a.s.), &#8220;Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebû Bekir&#8217;in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı &#8221; diye lâtif bir benzetme de yapmıştır. Mü&#8217;min Ebû Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslâm’a adamış, bütün hayırlı işlerde en basta gelmiştir.</p>
<p>Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslâm’a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satın alıp azad etmekte kullandı. Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır. Kendisi de Mescid-i Haram&#8217;da müşriklerin saldırısına uğramıştı. Ebû Bekir, iman ettikten sonra İslâm’ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karısı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebû Kuhafe henüz iman etmemişlerdi. Osman ibn-i Affan, Sa&#8217;d ibn-i Ebî Vakkas, Abdurrahman ibn-i Avf, Zübeyr ibn-i Avvâm, Talha ibn-i Ubeydullah gibi ilk müslümanları İslâm&#8217;a davet eden odur. Müşriklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hazreti Peygamber, Hazreti Ebû Bekir&#8217;e de Habeşistan’a göç etmesini söylemiş ve Ebû Bekir yola çıkmış; ancak Berkü&#8217;l-Gimâd&#8217;da Mekke&#8217;nin ileri gelen kabilelerinden İbn-i Dugunne ile karsılaştığında Ibn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke&#8217;ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke&#8217;ye dönmüşlerdir.</p>
<p>Ancak şartlı olarak Ebû Bekir&#8217;i himayesine alan İbn Dugunne, Ebû Bekir&#8217;in açıktan açığa ibadet etmesi ve inancını yaymaya devam etmesi sebebiyle şartları yerine getirmediğini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasını söylediğinde Ebû Bekir, onun himayesine ihtiyacı olmadığını, zaten kendisine söz de vermediğini ifade etmişti: &#8220;Senin himayeni sana iâde ediyorum. Bana Allah’ın himayesi yeter.&#8221; Böylece on üç yıl Mekke&#8217;de Rasûlullah&#8217;ın yanında kalan Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Aişe&#8217;nin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alıp Ebû Bekir&#8217;e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı (İbn Hisâm, es-Sire, II, 485).</p>
<p>Hazreti Peygamber&#8217;in bir gecede Mekke&#8217;den Kudüs&#8217;e oradan Sidretü&#8217;l Münteha&#8217;ya gittiği isrâ ve Mirâc hâdisesini duyan müşrikler bunu Hazreti Ebû Bekir&#8217;e yetiştirdikleri zaman; &#8220;O dediyse doğrudur.&#8221; demiştir. Bu sözünden sonra Ebu Bekir&#8217;e; ihlâslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikadında şüphe olmayan anlamında, &#8220;Sıddîk&#8221; lâkabı verildi. Kur&#8217;an tâbiriyle, &#8220;O, ne iyi arkadaştı &#8221; (en-Nisâ, 4/69) denilebilir.</p>
<p>İşte o &#8220;Sıddîk&#8221; ile o &#8220;Emîn&#8221;, o iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağaraya hareket ederek hicret etmişlerdir.</p>
<p><strong>HİCRETİ</strong><br />
Sevr mağarasına ilk giren Hazreti Ebû Bekir, (r.a.) mağarada keşif yaptıktan sonra Hazreti Muhammed Mustafa (a.s.) içeri girmiştir. Ebû Bekir&#8217;in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıştı. Onlar Mekke&#8217;den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar. Kureyş kabilesinin müşrikleri Ebû Cehil başkanlığında Esma&#8217;nın evini aradılar, hakaret edip dayak attılar. Hazreti Ebû Bekir (r.a.) hicret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı. Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu, nereye gittiğini kâfirlere söylememiştir. İz süren Mekkeli müşrikler Sevr mağarasına kadar geldiler. Rasûlullah bu sırada Kur&#8217;ân&#8217;da anlatıldığı biçimde söyle diyordu: &#8220;Üzülme, Allah bizimledir&#8221; (et-Tevbe, 104/40). Nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir; Allah güçlüdür, hakimdir. Kâfirler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar. Mağarada üç gün kaldıktan sonra Medine&#8217;ye yönelen Rasûlullah ile Ebû Bekir Küba’ya vardılar.</p>
<p>Ebû Bekir mağarada kaldıkları günü şöyle anlatır: &#8220;Rasûlullah (s.a.s.) ile beraber bir mağarada bulundum. Bir ara başımı kaldırıp baktım. O anda Kureyş casuslarının ayaklarını gördüm. Bunun üzerine, &#8216;Ya Rasûlullah, bunlardan birkaçı gözünü aşağı eğse de baksa muhakkak bizi görür&#8217; dedim. O, &#8216;Sus ya Ebû Bekir. İki yoldaş ki, Allah onların üçüncüsü ola, endişe edilir mi?&#8217; buyurdu. Küba’da üç gün kalan Rasûlullah ile Hazreti Ebû Bekir nihayet Medine&#8217;ye vardılar. Medine&#8217;de Hazreti Ebû Bekir humma hastalığına tutuldu. Hastalık ilerleyip yatağa düştüğünde Rasûlullah, &#8220;Allah’ım Mekke&#8217;yi bize sevgili kıldığın gibi Medine&#8217;yi de bize sevgili kil, hummayı bizden uzaklaştır&#8217; diye dua ettiği zaman Hazreti Ebû Bekir ve hasta olan diğer sahabeler iyileştiler. Bu aradâ Hazreti Âişe ile Hazreti Muhammed (s.â.s.)&#8217;in düğünleri yapıldı. Mescidi Nebî inşâ edildi. Masrafların bir kısmını Hazreti Ebû Bekir karşıladı. Medine&#8217;de kardeşlik tesis edildiğinde Ebû Bekir&#8217;in kardeşliği Harise ibn-i Zeyd oldu.</p>
<p>Hazreti Ebû Bekir Medine&#8217;de Mescidi Nebî&#8217;nin inşasına katıldı. Rasûlullah İslâm’ı yaymak ve düşmanlar hakkında bilgi toplamak için seriyye denilen keşif kollarını Medine dışına gönderiyor, bunlara bazen Hazreti Ebû Bekir de katılıyordu. Rasûlullah ile birlikte bizzat çarpıştığı savaşlarda (Bedir’de, Uhud&#8217;da, Hendek&#8217;te) Ebû Bekir de yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu. Rasûlullah&#8217;ın bizzat idare ettiği harplere gazve denir. Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaşlardan başka, otuzdan fazla gazveye katılmıştır. Çarpışma olmaksızın Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Useyre gazveleriyle de düşmanlar itaat altına alınmıştır. Bütün bu gazvelerde Hazreti Ebû Bekir, Rasûlullah&#8217;ın en yakınında yer almış olup onun &#8220;veziri&#8221; gibi idi. Bedir&#8217;de, oğlu Abdurrahman müşrikler safında yer aldığında Ebû Bekir oğluyla çarpışmıştır. Sadece o değil, Bedir&#8217;de birçok sahâbî, oğlu, kardeşi, babası, dayısı ile çarpışmıştı.</p>
<p>Bedir savaşı, müslümanların İslâm’ı herselden üstün tuttuklarını, Allah için en yakınları olan müşrikleri kan bağı veya kabile taassubu içinde kalmadan, başka insanlardan ayırdetmeden öldürdüklerini göstermektedir. Rasûlullah&#8217;ın bir amcası Hamza, İslâm ordusu safındayken öteki amcası Abbas, düşman safındaydı. Yeğeni Ubeyde kendi yanındayken, öteki yeğenleri Ebû Süfyan ve Nevfel müşriklerle beraberdi. Hattâ kızı Zeynel’in eşi Ebû&#8217;l-As da Rasûlullah&#8217;a karşı müşriklerle birlikte savaşıyordu.</p>
<p>Hicretin 9. yılında Medine&#8217;de büyük bir kıtlık oldu. Bu arada Bizans imparatoru, Şam’da Hicaz bölgesini istilâ etmek üzere büyük bir ordu hazırladı. Rasûlullah, bu orduya karşı İslâm ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaştı. Ebû Bekir malının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı. Onuncu yılda Vedâ Haccında bulunan Allah’ın Rasûlü, on birinci yılda hastalandı.</p>
<p><strong>HİLÂFETİ</strong><br />
Hicrî on birinci yılda hastalanan Hazreti Muhammed Mustafa (a.s.) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti. Onun vefâtını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler. Ama o da bir ölümlüydü. Hazreti Ömer, onun Hazreti Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O&#8217;nun için &#8220;öldü&#8221; diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullah&#8217;ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah&#8217;ı alnından öptü ve &#8220;Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah. Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. şânın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Yâ Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım &#8230;&#8221; dedi.</p>
<p>Sonra dışarı çıkıp Ömer&#8217;i susturdu ve; &#8220;Ey insanlar, Allah birdir, O&#8217;ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O&#8217;nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed&#8217;e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür. Allah&#8217;a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir. Size Allah’ın şu buyruğunu hatırlatırım: &#8220;Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah&#8217;a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır&#8221; (Âl-u imrân, 3/144). Allah’ın kitabı ve Rasûlullah&#8217;ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz&#8221; (İbn Hisâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198).</p>
<p>Hazreti Ebû Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Rasûlullah&#8217;ın teçhiziyle uğraşırken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec&#8217;in reisi olan Sa&#8217;d b Uhâde&#8217;yi Rasûlullah&#8217;tan sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir. Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde&#8217;ye gittiler. Orada Ensâr ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hazreti Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde&#8217;nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey&#8217;at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi.</p>
<p>Hazreti Ebû Bekir&#8217;in konuşmasından sonra Hazreti Ömer atılarak hemen Ebû Bekir&#8217;e bey&#8217;at etti ve, &#8220;Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullah&#8217;ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey&#8217;at ediyoruz. Rasûlullah&#8217;a hepimizden daha sevgili olan sana bey&#8217;at ediyoruz&#8221; dedi. Hazreti Ömer&#8217;in bu âni davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir&#8217;e bey&#8217;at ettiler. Bu özel bey&#8217;attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî&#8217;de Hazreti Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey&#8217;at edildi. Rasûlullah&#8217;ın defni salı günü gerçekleşirken, onun nereye defnedileceği hakkında da bir ihtilâf meydana geldiğinde Hazreti Ebû Bekir yine firasetini ortaya koydu ve &#8220;Her peygamber öldüğü yere defnedilir&#8221; hadisini ashaba hatırlatarak bu ihtilâfı giderdi.</p>
<p>Rasûlullah’ın cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kılındı. Bütün bunlar olurken, Hazreti Ali&#8217;nin Hazreti Fatima&#8217;nın evinde Haşimoğulları ve yandaşları ile toplandığı ve bey&#8217;ata ilk zamanlar katılmadığı nakledilir. Hazreti Ali rivâyetlere göre, el-Bey&#8217;atü&#8217;l-Kübrâ&#8217;ya bey&#8217;at edildiği haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde evden fırlamış ve gidip Hazreti Ebû Bekir&#8217;e bey&#8217;at etmiştir (Taberî, Târih, III, 207). Onun aylarca Hazreti Ebû Bekir&#8217;e bey&#8217;at etmediği haberleri gerçeğe uygun olmasa gerektir. Çünkü onun Ebû Bekir&#8217;in üstünlüğünü bildiği, onun hakkında yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer rivâyetlere aykırıdır.</p>
<p>Râsulullah’ın en yakın ashâbı arasında -hattâ Ebû Bekir ile Ömer arasında- zaman zaman ihtilâflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişse de ilk iki halife zamanında da görüldüğü gibi daima birliktelik devam ettirilmiştir. Anlaşmazlık gibi görünen hâdiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı rol oynuyordu. Meselâ Ebû Bekir yumuşak ve sâkin davranırken, Ömer sertlik yanlısıydı. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebû Bekir&#8217;in yönetiminde, Hazreti Ali ve Zübeyr ibn-i Avvam Ridde savaşlarında kararların içinde, namazlarda Ebû Bekir&#8217;in arkasında yer almışlardır (İbn Kesir, el-Bidâye ve&#8217;n Nihâye, V, 249). Hazreti Ali, Rasûlullah&#8217;in bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine getireceğini söylemiş (Taberî, a.g.e., IV, 236) ancak, İbn Abbas&#8217;ın Rasûlullah hastalandığı zaman ona gidip hilâfet işini sormak istemesini geri çevirmiştir. Yani Hazreti Ebû Bekir&#8217;in halifeliğine karşı kimseden bir çıkış olmamıştır. Zaten tabii, fıtrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeliğidir.</p>
<p>Hazreti Peygamber ölmeden önce yazılı bir ahitname bırakmamış, ancak Hazreti Ebû Bekir&#8217;in faziletine dair Mescid&#8217;de konuşmuş, hasta yatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine imam tâyin etmiştir.</p>
<p>Hazreti Ebû Bekir, kendisine Rasûlullah&#8217;ın mirasından pay almak için gelen Hazreti Fâtıma’ya, &#8220;Rasûlullah&#8217;ın yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam&#8221; diyerek, Fâtıma&#8217;nin peygamberin kızı olmasını dinin üstün tutulmasından daha önemsiz görmüş ve Rasûlullah&#8217;ın yanındayken ondan ne duymuş, ne görmüşse onu tatbik etmiştir (Taberî, III, 220). Sonraları Hazreti Ali&#8217;nin hilâfeti zamanında Fâtıma&#8217;ya -ki, Ebû Bekir&#8217;e gidip miras isterken onu savunmuştu- mirastan hiçbir şey vermemesi de ashâbın Rasûlullah’ın sünnetine nasıl itaat ettiklerinin delilidir (Ibn Teymiye, Minhâc&#8217;üs-Sünne, III, 230). Hazreti Ebû Bekir &#8220;Rasûlullah’ın Halifesi&#8221; seçildikten sonra Mescid&#8217;de yaptığı konuşmada, &#8220;Sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkiyle yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü&#8217;ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez&#8230;&#8221; demiştir (İbn Hisâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203).</p>
<p><strong>MÜRTEDLERLE MÜCADELE, IRAK VE SURİYE FÜTÜHATI</strong><br />
Hazreti Ebû Bekir Hazreti Muhammed Mustafa (a.s.)’ın halifesi olduktan sonra, onun vefâtıyla Arabistan&#8217;da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere, &#8220;namaz kılarız, ama zekât vermeyiz&#8221; diyenlere karşı savaş açtı. Esvedu&#8217;l-Ansi, Müseylemetü&#8217;l-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekât yeniden toplanmaya ve Beytü&#8217;l-Mal&#8217;e konulup dağıtılmaya başlanmıştır. Rasûlullah’ın hazırladığı, ancak vefâtı sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün&#8217;e yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır.</p>
<p>İçte isyancılarla mücâdele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans’ın ordularıyla karşılaşılmıştır. Hîre, Ecnâdin ve Enbâr, savaşlarla İslâm diyarına katılmış, Irak fethedilmiş, Suriye&#8217;nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir. Yermek savaşı devam ederken Hazreti Ebû Bekir vefât etmiştir. Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır: &#8220;Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, ma&#8217;mur bir yeri tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın.&#8221; Gerçekten İslâm ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, müslüman olmayıp da cizye vererek İslâm’ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.</p>
<p><strong>KUR&#8217;AN-I KERÎM&#8217;İN TOPLANMASI, &#8220;MUSHAF&#8221;IN MEYDANA GELMESİ</strong><br />
Hazreti Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrâ&#8217;nın birçoğunun şehid olması üzerine, Hazreti Ömer&#8217;in Kur&#8217;ân&#8217;ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur&#8217;ân âyetlerinin toplanmasını sağlamıştır. Rasûlullah zamanında peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taslara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashâbın çoğu da Kur&#8217;ân hâfızı idi. Ancak, yazılı olan âyetler dağınıktı, kurrâ da azalınca Kur&#8217;ân&#8217;ın muhafazası hususunda endişe edildi. Ebû Bekir, Zeyd ibn-i Sâbit&#8217;in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti. Ayrıca şâhitlerle âyetler doğrulanıyor, kurrâ&#8217; ile te&#8217;kid ediliyordu. Böylece bütün âyetler toplandı ve &#8220;Mushaf&#8221; meydana getirildi. Bu Mushaf Ebû Bekir&#8217;den Ömer&#8217;e, ondan da kızı Hafsa&#8217;ya geçti ve Hazreti Osman zamanında çoğaltılarak Dârü&#8217;l-İslam’ın bütün vilâyetlerine dağıtıldı.</p>
<p><strong>VEFÂTI</strong><br />
Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hazreti Ebû Bekir zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hazreti Ebû Bekir Hicrî 13. yılda Cemâziyelâhir ayının başında hicretten sonra Medine&#8217;de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer&#8217;in namaz kıldırmasını istedi. Ashâbla istişâre ederek Hazreti Ömer&#8217;i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hazreti Ömer&#8217;in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hazreti Osman&#8217;a yazdırdı. Ebû Bekir (r.a.), 634 yılında Medine&#8217;de vefât etti. Vasiyeti gereği Rasûlullah’ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.</p>
<p><strong>KİŞİLİĞİ VE YÖNETİMİ</strong><br />
Tâcir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hazreti Ebû Bekir, dürüstlüğü ve takvâsı ile ashâb içinde ilk sırada yerilir. Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevâzu ile belirgindi. Hazreti Âişe&#8217;nin rivâyetine göre, &#8220;gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıf&#8221; biri idi. Câhiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı. Rasûlullah’ın en sadık dostu olan Ebû Bekir&#8217;in Mirâc olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği ona &#8220;es-Sıddik&#8221; lâkabını kazandırmıştır. O bu olayda &#8220;O ne söylüyorsa doğrudur&#8221; demiştir. Cömertlikte ondan üstünü de yoktur. Bütün malını mülkünü İslâm için harcamış, vefât ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iâde edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka birsey bırakmamıştır. Dört eşinden altı çocuğu olan Ebû Bekir, kızı Âişe&#8217;yi Rasûlullah ile hicretten sonra evlendirmiştir (Tabakat-i Ibn Sa&#8217;d, VI, 130 vd.; Ibnu&#8217;l-Esir, II, 115 vd).</p>
<p>Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Hazreti Muhammed Mustafa (a.s.)&#8217;ı uyandırmamak için sesini çıkarmaması, ağlarken Hazreti Peygamber uyanıp ne olduğunu sorduğunda, &#8220;Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah&#8221; demesi olayı Ebû Bekir&#8217;in Rasûlullah&#8217;a olan bağlılığının örneklerinden sadece biridir. Hazreti Ebû Bekir&#8217;in beyaz yüzlü, zayıf, doğan burunlu, sakallarını kına ve çivit otuyla boyayan sakin bir adam olduğu rivâyet edilir (İbnü&#8217;l Esir, el-Kâmil fi&#8217;t-Târih, II, 419-420).</p>
<p>Rasûlullah’dan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir&#8217;dir. O, Hazreti Peygamber&#8217;in veziri, fetvâlarda en yakını idi. Rasûlullah&#8217;ın, &#8220;insanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir&#8217;i edinirdim&#8221; (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: Ibn Mâce, Mukaddime, II) ve &#8220;Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebû Bekir hariç&#8221; demesi ve son hutbesinde, &#8220;Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti&#8221; diye Ebû Bekir&#8217;i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hazreti Ebû Bekir&#8217;in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri göstermektedir.</p>
<p>Hazreti Ebû Bekir&#8217;in nasslara aykırı hiçbir görüşü bize ulaşmamıştır, çünkü böyle bir şeyi yoktur. Ebû Bekir nâsih sünneti çok iyi biliyor, Rasûlullah’ı herkesten çok tanıyordu. Bu yüzden hilâfetinde kendisine karşı içte muhâlif bir hareket olmamış ve fitneler görülmemiştir (Buhâri, Fedâilü&#8217;l-Ashâbi&#8217;n-Nebî, 3 ). İhtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bid&#8217;atler onun devrinde yaşanmamıştır. &#8220;Üzülme, Allah bizimle beraberdir&#8221; buyuran Rasûlullah’ın haberi sanki lâfızda ve mânâda Hazreti Ebû Bekir&#8217;de zâhir olmuştur (İbn Teymiye, Külliyat Tercümesi, Istanbul 1988, IV, 329).</p>
<p>Kaynaklarda onun, &#8220;Ben ancak Rasûlullah&#8217;a tâbiyim, birtakım esaslar koyucu değilim&#8221; diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir (Taberî, IV, 1845; İbn Sa&#8217;d, III, 183). Bir meseleyi hallederken önce Kur&#8217;ân&#8217;a bakar, bulamazsa Sünnette araştırır, orda da bulamazsa ashâbla istişâre eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhâcir-Ensâr eşitliği&#8217;nin ihtilâfa yol açmasında Ömer&#8217;in Muhâcirlere daha çok pay verilmesini savunmasına rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür. O sebeple hilâfetinde huzursuzluk çıkmadı.</p>
<p>Rasûlullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talâkı bir talâk saymışlar, bu daha sonra-birçok &#8220;maslahat gereği&#8221; diye yapılan değişiklik gibi- üç talâk sayılmıştır. Yani Ebû Bekir, Rasûlullah’ın tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiş; bazen -kalpleri İslâm’a ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesini söyleyen ashâbına uymuştur. Müslümanlar henüz otuz sekiz kişiyken Mekke&#8217;de Mescid-i Haram&#8217;da İslâm’ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebû Bekir&#8217;e hilâfetinde &#8220;Halifet-u Rasûlullah&#8221; denilmiş, sonraki halifelere ise &#8220;Emîrü&#8217;l-Mü&#8217;minîn&#8221; denilmiştir. Mâlî işlerini Ebû Ubeyde, kadılık ve kazâ işlerini Hazreti Ömer, kâtipliğini Zeyd ibn-i Sâbit ve Hazreti Ali, başkumandanlığını Üsâme ve Halid ibn-i Velid yapmıştır. Medine Dârü&#8217;l-İslâm&#8217;ın başkenti olmuş, Mekke, Taife, San’sa, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cures, Bahreyn vilâyetlere ayrılmıştır. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beşte biri Beytü&#8217;l-Mal&#8217;de toplanmıştır.</p>
<p>Hazreti Ebû Bekir, Mukillîn denilen çok az hadis rivâyet eden ashâbdan sayılır. O, yanılıp da yanlış bir şey söylerim korkusuyla yalnızca yüz kırk iki hadis rivâyet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmiştir. Hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir:<br />
&#8220;Rasûlullah vahiy ile korunuyordu. Benim ise beni yalnız bırakmayan bir şeytanım vardır&#8230; Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var&#8230; Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur&#8230; Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur&#8230; Amelin sırrı sabırdır&#8230; Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir&#8230; Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz.&#8221; (Ayr. bk. Ebû Nuaym, Hilye, l )</p>
<table class="yazi" border="0" width="100%">
<tr>
<td bgcolor="#999999" height="1">&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td><font face="Verdana" size="1"><strong><font color="#980000"><em>Kaynaklar</em></font></strong></font></td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#f5f5f5"><font size="1"><em>•Şamil İslâm Ansiklopedisi Cilt 2 sf 151</em></font></td>
</tr>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islammekani.com/hz-ebu-bekir-es-siddik-ra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ali (r.a)</title>
		<link>http://www.islammekani.com/hz-ali-ra/</link>
		<comments>http://www.islammekani.com/hz-ali-ra/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Nov 2007 18:53:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AbdulAllah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mübarek İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[zulfikar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islammekani.com/2007/11/26/hz-ali-ra/</guid>
		<description><![CDATA[<img src="http://rugzo.com/i/r/kry.png" alt="Hz. Ali (r.a)" title="Hz. Ali (r.a)" height="150" width="250"><br />Ali bin Ebu Talib (Arapça:علي بن أبي طالب, Farsça: علی پسر ابوطالب) (d. 599 &#8211; [...]<hr />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.taab.nl/Submenu/Islam/12imams/15.JPG" height="299" width="386" /></p>
<p>Ali bin Ebu Talib (Arapça:علي بن أبي طالب, Farsça: علی پسر ابوطالب) (d. 599 &#8211; ö. 661), Sünni inancına göre Dört Büyük Halife&#8217;den (Hulefa-i Raşidin) dördüncüsü ve Cennetle Müjdelenen On Sahabe&#8217;den (Aşere-i Mübeşşere) biridir. Şii inanışına göre ise ilk halife ve Oniki İmam&#8217;ın ilkidir. Türkçe&#8217;de saygı ifadeleriyle Hz. Ali (r.a.) olarak da anılır. 661 yılında (Hicri: 21 Ramazan 40), Hariciler tarafından düzenlenen bir suikastte ağır yaralanmış, birkaç gün içinde de vefat etmiştir.</p>
<p>Kureyş Kabilesi&#8217;nin Haşimoğulları (Haşimiler) sülalesine mensuptur. Hz. Muhammed&#8217;in hem damadı hem de amcasının oğludur. Şii inanışına göre, ilk müslüman, Kabe&#8217;de dünyaya gelen tek insan ve hayatı boyunca Allah &#8216;tan başka bir şeye tapmamış ilk müslümandır. Bununla birlikte Sünni inanışına göre ilk müslüman peygamberin eşi Hatice&#8217;dir.</p>
<p><span id="more-6662"></span>Resulullah&#8217;ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş&#8217;ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib&#8217;tir. Künyesi Ebu&#8217;ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru&#8217;l-Mü&#8217;minin&#8217;dir. Ayrıca &#8216;Allah&#8217;ın Arslanı&#8217; ünvanıyla da anılır.</p>
<p>Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah&#8217;ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm&#8217;ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice&#8217;den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice&#8217;yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali&#8217;ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah&#8217;ın yanındaydı. Kâbe&#8217;deki putları kırmasını şöyle anlatır: &#8220;Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe&#8217;ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe&#8217;nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah&#8217;ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük.&#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).</p>
<p>Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)&#8217;ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: &#8220;Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.</p>
<p>İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana bey&#8217;at edecek&#8221; dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullah&#8217;a onun istediği sözlerle bey&#8217;at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, &#8220;Kardeşimsin ve vezirimsin &#8221; diyerek Hz. Ali&#8217;yi taltif etti.</p>
<p>Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali&#8217;ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah&#8217;ın yatağını da yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber&#8217;i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber&#8217;e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamberimiz&#8217;in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine&#8217;ye hicret etti. Medine&#8217;de de Hz. Peygamber&#8217;in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katıldı, Uhud&#8217;da gâzî oldu. Bedir&#8217;de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim noktaları tesbit ederek Hz. Peygamber&#8217;e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir&#8217;de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler&#8217;le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velid b. Muğire&#8217;yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine &#8220;Allah&#8217;ın Arslanı&#8221; lâkabı ve Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.</p>
<p>Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber&#8217;in kızı Hz. Fâtıma ile evlendi. Nikâhını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah&#8217;la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali&#8217;nin, Hz. Fâtıma&#8217;dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi.</p>
<p>Hicret&#8217;in üçüncü yılında Uhud savaşında, müslüman okçuların hatası yüzünden müşrikler müslümanların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüğünü yaymıştı. Halbuki o sırada döğüşe döğüşe gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber&#8217;in içine düştüğü hendeğe ulaşarak, onu korumaya almıştı. İki tarafın da kazanamadığı bu savaşta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.</p>
<p>Uhud savaşından sonra Hz. Ali &#8220;Benu Nadr&#8221; Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapılan savaşı bizzat idare etti. Bütün çarpışmalarda Hz. Ali kahramanca döğüşmüş ve müşriklerin en meşhur savaşçılarını öldürmüştür. Hudeybiye barışında sulh şartlarının yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya şöyle başladı: &#8220;Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah&#8230;.&#8221; Ancak müşrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber, &#8220;Resulullah&#8221; yerine &#8220;Muhammed b. Abdullah&#8221; yazmasını Hz. Ali&#8217;ye söylemiş fakat Hz. Ali &#8220;Resulullah&#8221; ifadesinin yazımında ısrar etmiştir.</p>
<p>Hz. Ali Mekke&#8217;nin fethi sırasında yine sancaktardı. &#8220;Keda&#8221; mevkiinden Mekke&#8217;ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kâbe&#8217;deki bütün putları kırdılar.</p>
<p>Mekke&#8217;nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid&#8217;i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarından, &#8220;müslüman olduk&#8221; anlamındaki &#8220;eslemna&#8221; kelimesi yerine &#8220;sabbena&#8221; dediği için Hâlid b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali&#8217;yi bu hatayı telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme&#8217;ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip mağdur olanların zararlarını telâfi etmişti.</p>
<p>Huneyn gazasında müslümanlar bir ara bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden ancak birkaç kişi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savaşta yalnız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiği yiğitlik ve kumandanlıkla İslâm ordusunun kendi safında toparlanmasını sağladı.</p>
<p>Resulu Ekrem hicretin 9. yılında Tebük seferine çıkarken Hz. Ali&#8217;yi ehl-i beytin muhafazası için Medine&#8217;de bıraktı, ancak bu sefere katılamadığı için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: &#8220;Musa&#8217;ya göre Harun ne ise, sen bana karşı o olmak istemez misin?&#8221; dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.</p>
<p>Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali&#8217;yi Mekke&#8217;ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müşrikin artık Kâbe-i Şerîfi bundan sonra haccedemeyeceğini bildirdi.</p>
<p>Yemen bölgesinin İslâm&#8217;a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib&#8217;e verildi. Hz. Ali &#8220;Bu çok güç bir iş&#8221; dedi. Resulullah da &#8220;Ya Rabb, Ali&#8217;nin dili tercümanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun&#8221; diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen&#8217;e gitti, kısa süren irşadları sayesinde Yemen&#8217;in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in vefatı sırasında, hücresinde bulunanların başında geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildiği sırada Hz. Ali Resulullah&#8217;ın hücresinde tekfin ile meşgul idi.</p>
<p>Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk işleriyle ilgilenip adeta İslâm devletinin baş kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer&#8217;in şehâdeti üzerine yine devlet başkanını seçmekle görevlendirilen altı kişilik şûra heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.</p>
<p>Hz. Osman&#8217;ın hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen şikayetleri hep Hz. Osman&#8217;a bildirmiş ve ona hâl çareleri teklif etmişti. Hz. Osman&#8217;ı muhasara edenleri uzlaştırmak için elinden gelen gayreti sarfetti.</p>
<p>Hz. Osman&#8217;ın şehâdetinden sonra İslâm&#8217;ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey&#8217;at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah&#8217;ın bir takdiri olarak son derece karışık bir dönem oldu. Hilâfete geçtiğinde hâlledilmesi gereken bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Bu karışıklıklar Cemel ve Sıffın gibi iç çatışmaları doğurdu. İslâm devleti bünyesindeki bu ihtilâfları giderme konusunda büyük fedakârlık ve gayretler gösterdi.</p>
<p>Nihayet, Kûfe&#8217;de 40/661 yılında bir Hârici olan Abdurrahman b. Mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın etkisiyle şehid oldu.</p>
<p>Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadîs ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah&#8217;ın tabiri ile &#8220;ilim beldesinin kapısı&#8221; olarak ümmetin en bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmiş ve hilâfet dönemi iç karışıklıklarla dolu olmasına rağmen İslâm&#8217;ın öğretilmesi ve öğrenilmesi hususunda büyük katkıları olmuştu.</p>
<p>Medine&#8217;de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra öğretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öğretilmesini Ebu Esved ed-Düeli&#8217;ye, Kur&#8217;an okutma ve öğretme işini Abdurrahman esSülemi&#8217;ye, Tabiî ilimler konusunda öğretmenlik görevini Kümeyl b. Ziyâd&#8217;a verdi. Arap edebiyatı konusunda çalışma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme&#8217;yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, teşrî ve kaza gibi bölümlere ayırarak yürütüyordu. Malî işleri, dağıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.</p>
<p>Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe&#8217;de görenler, kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiğini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı.</p>
<p>1. Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın .</p>
<p>2. Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.</p>
<p>3. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .</p>
<p>4. Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.</p>
<p>5. Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin.</p>
<p>6. Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.</p>
<p>7. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.</p>
<p>8. Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin.</p>
<p>9. Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.</p>
<p>10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.</p>
<p>11. Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın .</p>
<p>12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.</p>
<p>13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin vermeyin.</p>
<p>14. El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.</p>
<p>15. Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.</p>
<p>16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın .</p>
<p>17. Kan dökmekten kaçının, İslâm&#8217;ın hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.</p>
<p>Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Beş yıllık halifeliği çok önemli olaylarla, savaş ve sıkıntılarla geçmişti. Fitnelere karşı sonuna kadar doğru yoldan sabırla mücadele etmek istedi sonunda şehid oldu.</p>
<p>Hz. Ali İslâm&#8217;ın bütün güzelliklerine vakıftı. Çünkü o, Resulullah&#8217;ın daima yanında bulunmuştu. Vahiy kâtibiydi, hâfız, müfessir ve muhaddisti. Hz. Peygamber&#8217;den beş yüzden fazla hadis rivayet etti. Ahkâmın nazariyatından çok amelî keyfiyetine bakardı: &#8220;Halka anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber&#8217;in tekzip edilmesini ister misiniz?&#8221; (Buhârî, İlim) demiştir.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin, Hz. Fâtıma&#8217;dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı oğulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı kızları oldu.</p>
<p>Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece cömertti. Medine&#8217;de müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah&#8217;a gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: &#8220;Ben size hizmetçiden daha hayırlısını haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de Subhanallah deyin&#8221; buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına bir dilenci geldi, onlar da yemeği dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra şu ayet-i kerime indi: &#8220;şüphesiz en iyiler mizacı kâfur olan bir tastan içerler. Allah&#8217;ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir kaynak. Adağı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar. İçleri çektiği hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler. &#8216;Biz sizi ancak Allah&#8217;ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruz&#8217; derler. Allah da bu günün şerrinden onları korur. Onlara parlaklık ve sevinç verir.&#8221; (İnsan, 5/11)</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin &#8220;Zülfikâr&#8221; adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali&#8217;ye Resulullah tarafından hediye edilmişti.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin cömertliği, insanîliği, Resulullah&#8217;a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kişiliğe büründürmüştür. Bir gün onun dört dirhemi vardı. Birini açıktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkında şu ayet-i kerime indi: &#8220;Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de değillerdir.&#8221; (el-Bakara, 2/274).</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin peygamberimizden rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler: &#8220;Günah işleyen biri pişman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse Allah&#8217;u Tealâ Nisâ suresinde &#8216;Biri günah işler veya kendine zulmeder sonra pişman olup Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;ya istiğfar ederse Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur&#8217; buyurmaktadır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah&#8217;u Teâlâ onun nafile namazlarını kabul etmez. &#8221;</p>
<p>&#8220;Malınızın zekâtını veriniz. Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı yoktur. &#8221;</p>
<p>Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali&#8217;ye buyurdu: &#8221; Ya Ali, altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin ? &#8221; Hz. Ali dedi: &#8220;Altıyüzbin nasihat isterim.&#8221; Peygamberimiz buyurdu: &#8220;Şu altı nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuş olursun:<br />
1. Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et.<br />
2. Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;yı hatırla. İslâm&#8217;a uygun yaşa; İslâm&#8217;a uygun kazan; İslâm&#8217;a uygun harca.<br />
3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol.<br />
4.Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir.<br />
5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken sen Hakk&#8217;ın rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara.<br />
6. Herkes çok amel işlerken sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı olmasına dikkat et.&#8221;</p>
<p>Hz. Ali buyurdu: &#8220;Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.&#8221;</p>
<p>&#8220;İnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennet&#8217;e girmesinden daha hayırlıdır. &#8221;</p>
<p>&#8220;Kul ümidini yalnız Rabbi&#8217;ne bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır. &#8221;</p>
<p>&#8220;Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah&#8217;u Teâlâ bilir&#8217; demekten sakınmasın.&#8221;</p>
<p>&#8220;Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise ahireti unutturur. &#8221;</p>
<p>&#8220;Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir. &#8221;</p>
<p>&#8220;Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . &#8221;</p>
<p>&#8220;Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. &#8221;</p>
<p>Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslâm&#8217;ın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islammekani.com/hz-ali-ra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Osman (r.a.)</title>
		<link>http://www.islammekani.com/hz-osman-ra/</link>
		<comments>http://www.islammekani.com/hz-osman-ra/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Nov 2007 18:16:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AbdulAllah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islammekani.com/2007/11/16/hz-osman-ra/</guid>
		<description><![CDATA[<img src="http://rugzo.com/i/r/kry.png" alt="Hz. Osman (r.a.)" title="Hz. Osman (r.a.)" height="150" width="250"><br />Hz. Ömer &#8216;den sonra insanların en üstünü Hz. Osman &#8216;dır. Hz. Ömer &#8216;den sonra halife [...]<hr />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://img159.imageshack.us/img159/7666/imagesoq9.jpg" height="138" width="143" /></p>
<p>Hz. Ömer &#8216;den sonra insanların en üstünü Hz. Osman &#8216;dır. Hz. Ömer &#8216;den sonra halife olmuştur. Hz. Ömer (ra) Ebû Lülü adında mecusi köle tarafından yaralandığı zaman halifeliği 6 sahabenin tercihine bıraktı. Bunlar Osman, Ali, Zübeyir, Talha, Abdülrahman Bin Avf ve Sad bin Ebi Vakkas &#8216;tır. (r. anhüm) Onlarda Abdülrahman Bin Avf &#8216;ın reine bırakıp oda Hz. Osman &#8216;ı seçip biat edince hepsi razı olarak biat ettiler. Onu halife ettiler. Asab-ı Kiram &#8216;da biat ettiler.</p>
<p>Hz. Osman adelet ve doğruluk üzeri oldu. 12 yıl kadar halifelik yaptı. İslam askerini teçhis edip çok memleketler feth etti. Mushaf-ı şerifi yedi nüsha yazdırıp etrafa yaydı.</p>
<p>Resullullah Hz. Osman &#8216;ı 2 kızı ile evlendirmiştir. Önce kızı Rukiye &#8216;yi evlendirdi. O vefaat edince Ümmü Gülsüm ile evlendirdi. O da vefat edince &#8220;Biz kızım daha olsaydı, onuda Osman &#8216;a verirdim.&#8221; buyurdu. Bir peygambere 2 kere damat olmak Hz. Osman &#8216;dan başka bir kimseye sahip olmamıştır.</p>
<p>Resullulah zamanında ashab-ı kiram &#8216;da Übeynn bin Kab, Muaz bin Cebel, Zeyd bin Sabit ve Ebüt-derda (r.anhüm) gibi bazı sahabeler Kur&#8217;an-ı Kerim &#8216;i ezberlediler. Lakin Kur&#8217;an-ı Kerim ozaman bir mushafta toplanmamış idi. Hz. Ebubekir &#8216;in (ra) emri ile Zeyd bin Sabit yazılmış sahifelerden alıp ezberleyenlerden dinleyip bir mushaf yazdı.</p>
<p>Hz. Osman halifeliği zamanında Zeyd bin Sabit &#8216;te Abdullah bin Zübeyr &#8216;e Seyd bin Asa ve Abdullah bin Haris emretti 7 mushaf yazdılar. Hz. Osman birisini Medine &#8216;de saklayıp, birini Mekke &#8216;ye, birini Bahreyn tarafına, birini Şam &#8216;a, birini Küfe &#8216;ye, birini Yemen tarafına ve birinide Basra tarafına gönderdi.  (Hadis kitaplarındada böyle yazılıdır.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islammekani.com/hz-osman-ra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

