İnşirah Suresi (Elemneşrahleke) Arapça Video

795c 7875 291x300 İnşirah Suresi (Elemneşrahleke) Arapça Video

Bismillahirrahmanirrahim,

Elemneşrahleke sadrek. Ve adağna anke vizrek, ellezi engada zahrek. Ve refağna leke zikrek. Feinne maal usri yüsran. Inne maal üsri yüsra feiza ferağte fensab ve ila rabbike ferğab.

3a30 insirah İnşirah Suresi (Elemneşrahleke) Arapça Video

1.Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi?
2.Ve yükünü indirip-atmadık mı?
3.Ki o, senin belini bükmüştü;
4.Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?
5.Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.
6.Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.
7.Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.
8.Ve yalnızca Rabbine rağbet et.

Mekke’de nazil olmuştur. 8 âyettir. “İnşirah” açılmak, genişlemek, sevinmek manalarına gelir.

Arama terimleri:

  • elemneşrahleke dinle
  • elemnerahleke
  • elem neşrah leke sadrak dinle
  • elemneşrahleke
  • elem neşrah leke sadrak okunuşu
  • sureler
  • elem neşrah leke sadrak
  • elem neşrah leke dinle
  • elemneşrahleke suresi dinle

İnşirah Suresi (Elemneşrahleke) Arapça Video” üzerine 3 düşünce

  1. İNŞİRAH SURESİ

    Biz senin göğsünü açmadık mı
    Kuranı yaşam kitabı yapma yolunda çabalayanların, zorluklarla, sıkıntılarla, şer cephesiyle, kavmin ileri gelenleriyle, kurulu sistemden nemalaşanlar ve bu sistemle bütünleşenlerle mücadelesinde karşılaşılan, tehdit, yokluk ambargo, baskı ve zulüm nedeniyle yaşanılan sıkıntılardan kurtuluşun ve başarıya ulaşmanın yolu ve müjdesi verilmektedir. Davaya bağlılık ölçüsünde, bu sorunların çözümünde inşirah olunacağı ilkesi açıklanmaktadır.

    Esasen, Kuran ayetleri inşirah ederek yol göstermekte, bakış açısını değiştirmekte, cennet vari yaşama ulaştırmaktadır. İnşirah insanda olduğu gibi, toplumda da Kuran ayetlerini ıkra yapma ölçüsünde tecelli etmektedir. Kuranı ikra yaptıkça yücelirken, ikradan uzaklaştıkça alçalmakta ve seviye kaybetmektedir. Tarih ve insanın yaşamı bunun örnekleriyle doludur.
    ŞERH-I SADR: Deyimi oluşturan sözcüklerden biri olan – şerh” sözcüğü aslen et ve benzeri şeyleri açmak, yaymak, açıp yayarak genişletmek anlamındadır. Deyimin ikinci sözcüğü – sadr” ise, her şeyin ön ve baş tarafı, insan vücudunun kalp ve ciğerleri de içine alan baş ile bel arasındaki bölümünün ön kısmı, yani sine, göğüs, bağır denilen bölgesidir. Ayrıca “sadr” sözcüğü, kinaye olarak – kalp” ve – nefs” sözcükleri için de kullanılır.Yukarıda açıkladığımız “şerh” ve “sadr” sözcüklerinden oluşan – şerh-ı sadr” tamlamasının sözcük anlamı “göğüsün açılması” demektir. Deyim olarak ise “göğüs ve kalp ferahlığı” demektir. Bu deyim aynı zamanda ruhsal sevinç, şevk, bilgi ve tahammül genişliği anlamlarına da gelir. Nitekim Arap dilinin ve Kur’ân kavramlarının büyük otoritelerinden olan Ragıb, Müfredat adlı eserinde “şerh-ı sadr” deyimi için “ilâhî nurla göğsün genişlemesi, Allah tarafından bir huzur ve rahatlatmadır” açıklamasını yapmıştır. (el-Müfredat, S. 258)
    Bu deyimin karşıt anlamlısı olarak “- dîg-ı sadr [göğüs darlığı]” deyimi kullanılır. Türkçeye “tazyik [sıkıştırmak]” olarak geçen “- dîg” sözcüğü, çok sıkıştırmak, âdeta presle sıkıştırmak demektir. Göğsün sıkışması sebebiyle oluşan sıkıntıdan dolayı deyim “göğüs darlığı” anlamını kazanır. Bu nedenle – dîg-ı sadr” deyimi, manevî açıdan iç sıkıntısı, ümitsizlik, karamsarlık, manevî çöküntü anlamlarında kullanılır. Nitekim 15Hicr 97“ Ve hiç kuşkusuz, gerçekte onların söyledikleri sebebiyle gönlünün daraldığını biliyoruz” ifadesi de peygamberimizin çektiği böyle bir manevî sıkıntıyı dile getirmektedir.HY.
    Bu kelimeler, Kuranda manevi rahatlama, huzur bulma anlamında kullanılmaktadır, maddi bir yarma ve ayırma işlemini ifade etmemektedir.MOkuyan.
    Peygamberin, çocukluk veya sonraki dönemlerde kgöğsünün yarılması, kalbinin çıkarılması, zemzemle yıkanması, sonra yerine konulması şeklindeki yaklaşımların Kurandan delili bulunmamaktadır.MOkuyan.

    şerh-ı sadr” deyimi, Kur’ân’da beş yerde geçmektedir:
    6Enam 125.Ve sonra, Allah kimi doğru yola iletmek isterse, İslâm için onun göğsünü açar. Kimi de saptırmak isterse, göğsünü öyle sıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. İşte böyle, Allah, pisliği iman etmeyenlerin üzerine kılar [bırakır, atar] .
    16Nahl 106.Kalbi iman ile yatışmış halde iken baskıyla zorlanan kimse hariç, kim imanından sonra Allah’a küfür eder, inkâra göğsünü açarsa, böylelerinin üzerine Allah’tan bir gazap iner. Bunlar için büyük bir azap da vardır.
    20Ta Ha 25–28.Mûsâ dedi ki: “Rabbim! Göğsümü aç, işimi bana kolaylaştır. Dilimden de düğümü çöz ki, sözümü iyi anlasınlar.”
    39Zümer 22.Allah’ın İslâm için göğsünü açtığı kimse, Rabbinden bir ışık/aydınlık üzerinde olmaz mı? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlar apaçık sapıklık içindedirler.
    Daralmak, sıkışmak, aciz kalmak anlamına gelen Dat-Kaf dıkı kelimesi 6/125, 9/25, 9/118, 11/12, 11/77, 15/97, 16/127, 26/13, 27/70, 29/33, 65/6 olmak üzere 11 yerde geç Biz senin (bunalan) göğsünü açmadık mı
    Kuranı yaşam kitabı yapma yolunda çabalayanların, zorluklarla, sıkıntılarla, şer cephesiyle, kavmin ileri gelenleriyle, kurulu sistemden nemalaşanlar ve bu sistemle bütünleşenlerle mücadelesinde karşılaşılan, tehdit, yokluk ambargo, baskı ve zulüm nedeniyle yaşanılan sıkıntılardan kurtuluşun ve başarıya ulaşmanın yolu ve müjdesi verilmektedir. Davaya bağlılık ölçüsünde, bu sorunların çözümünde inşirah olunacağı ilkesi açıklanmaktadır.

    Esasen, Kuran ayetleri inşirah ederek yol göstermekte, bakış açısını değiştirmekte, cennet vari yaşama ulaştırmaktadır. İnşirah insanda olduğu gibi, toplumda da Kuran ayetlerini ıkra yapma ölçüsünde tecelli etmektedir. Kuranı ikra yaptıkça yücelirken, ikradan uzaklaştıkça alçalmakta ve seviye kaybetmektedir. Tarih ve insanın yaşamı bunun örnekleriyle doludur.
    ŞERH-I SADR: Deyimi oluşturan sözcüklerden biri olan – şerh” sözcüğü aslen et ve benzeri şeyleri açmak, yaymak, açıp yayarak genişletmek anlamındadır. Deyimin ikinci sözcüğü – sadr” ise, her şeyin ön ve baş tarafı, insan vücudunun kalp ve ciğerleri de içine alan baş ile bel arasındaki bölümünün ön kısmı, yani sine, göğüs, bağır denilen bölgesidir. Ayrıca “sadr” sözcüğü, kinaye olarak – kalp” ve – nefs” sözcükleri için de kullanılır.Yukarıda açıkladığımız “şerh” ve “sadr” sözcüklerinden oluşan – şerh-ı sadr” tamlamasının sözcük anlamı “göğüsün açılması” demektir. Deyim olarak ise “göğüs ve kalp ferahlığı” demektir. Bu deyim aynı zamanda ruhsal sevinç, şevk, bilgi ve tahammül genişliği anlamlarına da gelir. Nitekim Arap dilinin ve Kur’ân kavramlarının büyük otoritelerinden olan Ragıb, Müfredat adlı eserinde “şerh-ı sadr” deyimi için “ilâhî nurla göğsün genişlemesi, Allah tarafından bir huzur ve rahatlatmadır” açıklamasını yapmıştır. (el-Müfredat, S. 258)
    Bu deyimin karşıt anlamlısı olarak “- dîg-ı sadr [göğüs darlığı]” deyimi kullanılır. Türkçeye “tazyik [sıkıştırmak]” olarak geçen “- dîg” sözcüğü, çok sıkıştırmak, âdeta presle sıkıştırmak demektir. Göğsün sıkışması sebebiyle oluşan sıkıntıdan dolayı deyim “göğüs darlığı” anlamını kazanır. Bu nedenle – dîg-ı sadr” deyimi, manevî açıdan iç sıkıntısı, ümitsizlik, karamsarlık, manevî çöküntü anlamlarında kullanılır. Nitekim 15Hicr 97“ Ve hiç kuşkusuz, gerçekte onların söyledikleri sebebiyle gönlünün daraldığını biliyoruz” ifadesi de peygamberimizin çektiği böyle bir manevî sıkıntıyı dile getirmektedir.HY.
    Bu kelimeler, Kuranda manevi rahatlama, huzur bulma anlamında kullanılmaktadır, maddi bir yarma ve ayırma işlemini ifade etmemektedir.MOkuyan.
    Peygamberin, çocukluk veya sonraki dönemlerde kgöğsünün yarılması, kalbinin çıkarılması, zemzemle yıkanması, sonra yerine konulması şeklindeki yaklaşımların Kurandan delili bulunmamaktadır.MOkuyan.

    şerh-ı sadr” deyimi, Kur’ân’da beş yerde geçmektedir:
    6Enam 125.Ve sonra, Allah kimi doğru yola iletmek isterse, İslâm için onun göğsünü açar. Kimi de saptırmak isterse, göğsünü öyle sıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. İşte böyle, Allah, pisliği iman etmeyenlerin üzerine kılar [bırakır, atar] .
    16Nahl 106.Kalbi iman ile yatışmış halde iken baskıyla zorlanan kimse hariç, kim imanından sonra Allah’a küfür eder, inkâra göğsünü açarsa, böylelerinin üzerine Allah’tan bir gazap iner. Bunlar için büyük bir azap da vardır.
    20Ta Ha 25–28.Mûsâ dedi ki: “Rabbim! Göğsümü aç, işimi bana kolaylaştır. Dilimden de düğümü çöz ki, sözümü iyi anlasınlar.”
    39Zümer 22.Allah’ın İslâm için göğsünü açtığı kimse, Rabbinden bir ışık/aydınlık üzerinde olmaz mı? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlar apaçık sapıklık içindedirler.
    Daralmak, sıkışmak, aciz kalmak anlamına gelen Dat-Kaf dıkı kelimesi 6/125, 9/25, 9/118, 11/12, 11/77, 15/97, 16/127, 26/13, 27/70, 29/33, 65/6 olmak üzere 11 yerde geçmektedir.
    Bu iki kelime, aynı ayette karşıt anlamlarıyla yer aldığı gibi, farklı ayetlerde de kullanılmıştır. Örneğin:
    6/125 de dıkı ve şerh kelimeleri aynı ayette karşıt manada, göğsün daralması ve göğsün açılması anlamında kullanılmıştır.
    Yine, Musa’nın aynı yakarışının anlatıldığı iki ayrı ayette:
    26/13 وَيَضٖيقُ صَدْرٖى وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانٖى فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ Ve yediku sadri ve la yentaliku lisani fe ersil ila harûn. Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Hârûn’a da elçilik ver.”
    20/25 قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لٖى صَدْرٖی Kale rabbişrah li sadri. (Mûsâ) dedi ki: “Rabbim, benim göğsümü aç (risalet görevini yüklenebilmesi için yüreğimi genişlet)”
    26/13 de göğsüm daralıyor denirken 20/25 de ise göğsümü aç kelimesi kullanılmaktadır.
    Göğsün inşirah eyleminin, iç sıkıntının giderilmesi, rahatlaması, göğsün genişletilmesi, bakış açısının, ufkunun açılması vb anlamlara geldiği anlaşılmaktadır.

    Ve atmadık mı senin üzerinden yükünü?
    Ki (o, ağırlığından) sırtını çatırdatmıştı
    Senin şânını yükseltmedik mi?

    Bu davada, insanı sıkıntılar içerisinde bırakacak, göğsü daraltacak hallerde,
    Rabbimizin ve Kuranın insana yol göstereceği,
    ıvır zıvır takıntılardan, belini çatırdatan yüklerden, konulardan ve fani amaçlardan uzaklaştırarak, göğsünü inşirah yapıp ferahlatacağı,
    ufkunu, bakış açısını genişleteceği,
    tüm sorunların üstesinden gelecek çözümlere ulaştıracağı,
    el verdiği, göğüs verdiği Kuran davası sonucu, gündemi belirleyip amacını değiştirip yücelmenin yolunu duyurmaktadır.

    Muhakkak her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
    Evet, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
    İmanla, inançla, bu uğurda gerekli salihatları, değişim ve ıslahları yaparak,
    sabırla mücadelesine devam edenlerin başarıya ulaşacağı,
    birlik ve beraberlik kurulunca zorlukların aşılacağı,
    her zorluk ve engeldeki kolaylıkların bulunacağı,

    O halde (işlerinden) boşaldığın zaman (ibâdete) dur.
    Rabb’ine niyaz et, yalvar.
    Bunun yanı sıra işbölümü ve planlamanın yapılması halinde boş kalınmayacağı,
    bu nedenle, her durumda Rabbimize ve Kurana yönelmenin ve o terbiyeye rağbet etmenin gerekliliği ve ondan istemenin elzemliği, vurgulanmaktadır.

    http://aaldemira.blogspot.com/

    İNŞİRAH SURESİ ÇALIŞMA NOTLARI

    (٩٤-١)
    اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
    94.1 – Elem neşrah leke sadrak.
    94.1 – Biz senin (bunalan) göğsünü açmadık mı (ondaki bunalımları, sıkıntıları giderip, onu ilim, hikmet ve huzur ile genişletmedik mi)?
    YB- Zorluklarla karşılaşman ve nihai başarının çok zaman alması seni endişelendirmesin. Sana peygamberlik verilmezden önceki durumunu düşün. İlahi yol göstericilik senin önündeki zorlukları teker teker kaldırmadı mı? Böylece kalbin güç kazanıp imkansız gibi görünen yollar açılıp her şey kolaylanmadı mı? (20:25)
    TK-(Sosyal sorumluluk gereği ilgilenme zaruretinde olduğun kördüğüm olmuş sorunlar yumağı içine bir yerinden nüfuz edip çözmen yönünde ) senin göğüs vermen (üzerine) biz(/=birlikte) senin lehine olmak üzere (sorun yumrusuna bir) genişletme yapmadık mı?
    • ŞeRaHa : Açmak, genişletmek, yarmak, 16/106, 39/22, 6/125, 20/25
    • SadeRa : Gögüs, dönmek, dirilterek dönme, geri gelme, çekilme,

    “ÔÑÍÇáÕøÏÑ – ŞERH-I SADR: Deyimi oluşturan sözcüklerden biri olan – şerh” sözcüğü aslen et ve benzeri şeyleri açmak, yaymak, açıp yayarak genişletmek anlamındadır. Deyimin ikinci sözcüğü – sadr” ise, her şeyin ön ve baş tarafı, insan vücudunun kalp ve ciğerleri de içine alan baş ile bel arasındaki bölümünün ön kısmı, yani sine, göğüs, bağır denilen bölgesidir. Ayrıca “sadr” sözcüğü, kinaye olarak “- kalp” ve “- nefs” sözcükleri için de kullanılır.Yukarıda açıkladığımız “şerh” ve “sadr” sözcüklerinden oluşan – şerh-ı sadr” tamlamasının sözcük anlamı “göğüsün açılması” demektir. Deyim olarak ise “göğüs ve kalp ferahlığı” demektir. Bu deyim aynı zamanda ruhsal sevinç, şevk, bilgi ve tahammül genişliği anlamlarına da gelir. Nitekim Arap dilinin ve Kur’ân kavramlarının büyük otoritelerinden olan Ragıb, Müfredat adlı eserinde “şerh-ı sadr” deyimi için “ilâhî nurla göğsün genişlemesi, Allah tarafından bir huzur ve rahatlatmadır” açıklamasını yapmıştır. (el-Müfredat, S. 258)
    Bu deyimin karşıt anlamlısı olarak dîg-ı sadr [göğüs darlığı]” deyimi kullanılır. Türkçeye “tazyik [sıkıştırmak]” olarak geçen – dîg” sözcüğü, çok sıkıştırmak, âdeta presle sıkıştırmak demektir. Göğsün sıkışması sebebiyle oluşan sıkıntıdan dolayı deyim “göğüs darlığı” anlamını kazanır. Bu nedenle – dîg-ı sadr” deyimi, manevî açıdan iç sıkıntısı, ümitsizlik, karamsarlık, manevî çöküntü anlamlarında kullanılır. Nitekim 15Hicr 97“ Ve hiç kuşkusuz, gerçekte onların söyledikleri sebebiyle gönlünün daraldığını biliyoruz” ifadesi de peygamberimizin çektiği böyle bir manevî sıkıntıyı dile getirmektedir.HY.
    Bu kelimeler, Kuranda manevi rahatlama, huzur bulma anlamında kullanılmaktadır, maddi bir yarma ve ayırma işlemini ifade etmemektedir.MOkuyan.
    Peygamberin, çocukluk veya sonraki dönemlerde göğsünün yarılması, kalbinin çıkarılması, zemzemle yıkanması, sonra yerine konulması şeklindeki yaklaşımların Kurandan delili bulunmamaktadır.MOkuyan.

    şerh-ı sadr” deyimi, Kur’ân’da beş yerde geçmektedir:
    6Enam 125.Ve sonra, Allah kimi doğru yola iletmek isterse, İslâm için onun göğsünü açar. Kimi de saptırmak isterse, göğsünü öyle sıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. İşte böyle, Allah, pisliği iman etmeyenlerin üzerine kılar [bırakır, atar] .
    16Nahl 106.Kalbi iman ile yatışmış halde iken baskıyla zorlanan kimse hariç, kim imanından sonra Allah’a küfür eder, inkâra göğsünü açarsa, böylelerinin üzerine Allah’tan bir gazap iner. Bunlar için büyük bir azap da vardır.
    20Ta Ha 25–28.Mûsâ dedi ki: “Rabbim! Göğsümü aç, işimi bana kolaylaştır. Dilimden de düğümü çöz ki, sözümü iyi anlasınlar.”
    39Zümer 22.Allah’ın İslâm için göğsünü açtığı kimse, Rabbinden bir ışık/aydınlık üzerinde olmaz mı? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlar apaçık sapıklık içindedirler.
    Daralmak, sıkışmak, aciz kalmak anlamına gelen Dat-Kaf dıkı kelimesi 6/125, 9/25, 9/118, 11/12, 11/77, 15/97, 16/127, 26/13, 27/70, 29/33, 65/6 olmak üzere 11 yerde geçmektedir.
    Bu iki kelime, aynı ayette karşıt anlamlarıyla yer aldığı gibi, farklı ayetlerde de kullanılmıştır.
    Örneğin:
    6/125 de dıkı ve şerh kelimeleri aynı ayette karşıt manada, göğsün daralması ve göğsün açılması anlamında kullanılmıştır.
    Yine, Musa’nın aynı yakarışının anlatıldığı iki ayrı ayette:
    26/13 وَيَضٖيقُ صَدْرٖى وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانٖى فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ Ve yediku sadri ve la yentaliku lisani fe ersil ila harûn. Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Hârûn’a da elçilik ver.”
    20/25 قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لٖى صَدْرٖی Kale rabbişrah li sadri. (Mûsâ) dedi ki: “Rabbim, benim göğsümü aç (risalet görevini yüklenebilmesi için yüreğimi genişlet)”
    26/13 de göğsüm daralıyor denirken 20/25 de ise göğsümü aç kelimesi kullanılmaktadır.
    Göğsün inşirah eyleminin, iç sıkıntının giderilmesi, rahatlaması, göğsün genişletilmesi, bakış açısının, ufkunun açılması vb anlamlara geldiği anlaşılmaktadır.

    (٩٤-٢)
    وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ
    94.2 – Ve vedağnâ anke vizrak.
    S Ateş – Ve atmadık mı senin üzerinden yükünü?
    TK–(Etki ve çapı daha az önemde olan) vizr (/=ıvır-zıvır sorunlar)ı (senin sorun etmeyeceğin bir şekilde) biz(/birlikte) senden (WDA)/salarak indirmedik mi?
    • VeDaa:İndirmek, kaldırmak, çıkarmak, bırakmak, affetmek, doğurmak, konulmak, koymak, yer,birbirine düşürmek, geçimsizlik, dargınlık koymaya çalışmak
    • VezeRa: Yüklenmek, günah, suç, zor iş, tasa, vezir, yardımcı, sığınak, (Wzr/:fert bazında; ailenin geçim derdi, akraba ve çevrenin beklentilerini karşılama kaygısı vb. İktidar bazında; vatandaşın dilekçe, talep ve dava müracaatları… gibi yüzeysel sorunlar.) Tepe yöneticiye aksetmeksizin halledilsin için oluşturulan kurul: vezaret/vezirlik.TK.

    (٩٤-٣)
    اَلَّذٖى اَنْقَضَ ظَهْرَكَ
    94.3 – Ellezî engada zahrak.
    S Ateş – Ki (o, ağırlığından) sırtını çatırdatmıştı!
    YB- 2-3 ilk başlarda sırtını çatırdatacak kadar ağır olan yükün sahabelerin artmasıyla hafiflemedi mi?
    TK-(Öyle ki, göğüs verme faaliyetin sebebiyle toplumunun içinde belirginleşen) tezahüratı hak eden gündemi oluşturma(sonucu ulaşacağın hedefine ait proje)yı enkaz haline düşürür (mahiyette/)düzeydeydi.
    • NeKaDa: Çözmek, açmak, bozmak, yıkmak, çökertmek, bükmek, çatırdatmak, ağır gelmek,
    • ZıheRa: Sırt, yüz, arka, üzeri, yardım, destek, unutulan, yardımcı, öğle vakti, zahir, ortaya çıkma, üstünde olma, galip gelme, kuvvetli, yükselmek, bilmek, muttali olma, dış görünüm, zıhar yapma, boşama, ayrılma,

    Bu yük, mecazi olarak, insanın içini daraltan ve ona hayatı zindan eden sıkıntılardan oluşan manevi ağırlık demektir.MOkuyan.
    Karanlıklar karşısında, çirkinlikler arasında, ne yapacağını bilmemek, şaşırmış halde kalmak, sıkıntılar içerisinde olmak, arayış içinde kıvranmak insanın üzerindeki en ağır yüklerdendir.
    Duha 93/7 de Kuranla yola iletildiği bildirilirken, Araf 7/157 de;… O ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri harâm kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar, vurgusu yapılmaktadır.

    Buna karşın, 73/ 5- اِنَّا سَنُلْقٖى عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقٖيلًا İnna senulki ‘aleyke kavlen sekila. Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız. Ayetinden yola çıkarak 94/2 deki yükün Kuran olduğu ileri sürülmüşse de, Kuranın beli çatırdatmak için değil, hayatı kolaylaştırmak için gönderilmiş bir Nur olduğu gerçeği karşısında kabul görmemektedir. Aksi halde, atmadık mı senin üzerinden yükünü ayetinde; yükün, yani Kuranın üzerinden atılması gibi kabul edilemez anlamla karşılaşılmaktadır.
    Bu sözün ağır oluşu ile kastedilen, onun kadr-u kıymetinin büyük ve yüce oluşudur. Çünkü enfes ve kıymetli olan herşey “sakirdir, “sakil”dir, “sikl”(yani ağırdır) İşte Atanın rivayetine göre İbn Abbas (r.a.)’ın bu ayete, “Büyük bir söz” vahyettik” manasını verişi de aynı mahiyettedir. Zeccâc, “Bu, doğruluğu, açıklaması ve faydası açısından son derece güçlü bir sözdür” manasını vermiş ve “Bu tıpkı, bir sözü güzel bulup, onun hikmet ve beyandaki yerine oturduğunu gördüğünde söylediğin, “Bu ağır bir söz, kıymetli bir kelamdır” sözü gibidir” demiştir.FRazi.
    Ağır söz, daha çok anlamlı, büyük, önemli, değerli, kıstas olan, kerim, şerefli, manalarda kullanılmıştır. Nitekim 22/78 de dinde size bir güçlük yüklemedi hükmü de teyit etmektedir.

    (٩٤-٤)
    وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
    94.4 – Ve rafağnâ leke zikrak.
    S Ateş – Senin şânını yükseltmedik mi?
    YB- İlkin seni hiç kimse dilemiyor ve seni ciddiye almıyordu ama sonra şanın yükseldi ve her tarafa yayıldı.
    TK-(Bu Toplumsal projeyi) senin erkekçe( pratize etme gayretin üzerine) senin lehine (olacak şekilde başladığı konumdan bir basamak da olsa) biz/birlikte raf’/terfi edip=kaldırıp yükseltmedik mi?

    • Rafea: Yüksek, ali, kaldırmak, yükseltmek, çıkarmak
    • ZekeRa: Hatırlamak, anmak, söylemek, tefekkür, kadrini bilme, övme, yaparak hatırlama, erkek, kitap, nebi, şan, şeref, kıssa

    Kur’ân’a bakıldığında görülmektedir ki, Alak ve İsra sûrelerinin 1. âyetlerinde sıradan bir kul olarak zikredilen peygamberimiz;
    Fetih sûresinin 29 ve Ahzab sûresinin 40. âyetlerinde “ÑÓæáÇááøå – Allah’ın elçisi”,
    A’râf sûresinin 157. âyetinde “ÇáäøÈìøÇáÇãøì – Nebiyy-i Ümmî [Anakentli peygamber]”,
    Enfal sûresinin 64, 65, 70;Ahzab sûresinin 1, 28, 45, 50, 59; Mümtehıne sûresinin 12; Talâk ve Tahrim sûrelerinin de 1. âyetlerinde “ÇáäøÈì ّ- Nebiyy [peygamber]”,
    Ahzab sûresinin 40. âyetinde de “ÎÇÊãÇáäøÈìø – Hatemu’n-Nebiyyîn [Peygamberlerin mührü, sonuncusu, zirvesi]” rütbeleriyle zikredilerek terfi ettirilmiştir.HY.
    21/107 : Ve ma erselnake illa rahmetel lil âlemîn.Biz seni ancak âlemlere rahmet için gönderdik. Ayeti de anlamlıdır.Yine, Şerefli olarak anılan Kuranın Peygambere vahyedilmesi de şanının yükseltilmesidir.

    (٩٤-٥)
    فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
    94.5 – Feinne meal usri yusrâ.
    S Ateş – Muhakkak her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
    YB- Her güçlükten sonra elbette kolaylık vardır.
    TK- Hemen mutlaka Birlikte(/beraber)lik (olun ki) zorluğu kolaylar.

    • Asira: Zorluk, güçlük, sıkıntı, darlık, zorluk çıkarmak, o en zor olan şey.“Yüsrâ [o en kolay olan şey]” gibi, bu sözcük de yapısı itibariyle “ondan daha zoru bulunmayan, en zor şey” anlamına gelmektedir. “Zor” sıfatının “en” anlamıyla şiddetlendirilmesi, bu büyük zorluğun ancak cehennem olabileceğini düşündürmektedir. Buna göre âyetin anlamı “Biz ona cehennem için her kolaylığı vereceğiz” demektir. Cehennem için “kolaylık verilmesi” ifadesi, âhireti tekzip edenlerle alay içindir. Bu üslupla edebî bir sanat yapılmaktadır. Aynı sanat Âl-i Imran sûresinin 21, Nisa sûresinin 138, Tevbe sûresinin 3 ve 34, Lokman sûresinin 7 Casiye sûresinin 8 ve İnşikak sûresinin 24. âyetlerinde de mevcuttur.HY”.
    • YesinRa: Kolaylık, yumuşak, zenginlik, bolluk, genişlik, kumar,

    “Zorluk ve kolaylık gibi iki zıt olgunun bir arada olamayacağı düşüncesi ile bu iki âyetteki “مع – ma’a [beraber]” edatına genellikle “بعد – ba’de [sonra]” anlamı verilmiş ve Talâk sûresinin “Allah bir zorluktan sonra bir kolaylık kılacaktır” anlamındaki 7. âyetinin de delâletiyle âyetler her zorluktan sonra mutlaka bir kolaylığın geleceği şeklinde anlaşılmıştır.
    Oysa bize göre bu âyetler, Bakara sûresinin 179. âyetindeki “… kısasta [ölüme ölüm, göze göz, dişe diş…] sizin için hayat vardır…” ve yine Bakara sûresinin 216. âyetindeki “… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır ve olur ki sevdiğiniz şey de sizin için şerdir…” ifadelerinde olduğu gibi, zıt anlamlı kavramların bir arada olabileceği göz önüne alınarak yorumlanmalıdır. Bu açıdan bakılınca her iki âyet de Leyl sûresinin 5–7. âyetlerindeki “Bu nedenle kim malını/kazancını verir, takvalı davranır ve en güzeli doğrularsa Biz ona en kolay olanı kolaylaştıracağız” sözleriyle vaat edilenlerin gerçekleşmesi durumuna işaret etmektedir. Peygamberlerin ve sâlih amel sahibi müminlerin hayatlarına bakıldığında, karşılaştıkları zor gibi görünen her durumda Allah’ın onlara mutlaka bir kolaylık yaratmış olduğu görülmektedir. Çünkü Allah, “فتّاح – fettâh” sıfatı ile her türlü zorluğu açmakta, kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla bu âyetle Allah, dünya hayatında insanları denerken, sonsuz rahmetinin bir sonucu olarak her zorlukla beraber mutlaka bir kolaylık yaratacağını müjdelemiştir.
    Nitekim Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde barınacak çok yer ve genişlik bulur. Kim Allah’a ve elçisine hicret etmek üzere evinden çıkar, sonra kendisine ölüm gelirse o kişinin ecri/ ödülü şüphesiz Allah’a düşmüştür. Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. 4Nisa; 100.
    Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. İşte O, sizi [yerleşik kılıp] barındırıyordu, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi. Ki şükredesiniz. 8Enfal; 26.
    Siz ona [peygambere] yardım etmezseniz, kesinlikle Allah ona yardım etmiştir [edecektir] Hani kâfirler ikinin ikincisi olarak onu [Mekke’den] çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: “Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir.” Böylece Allah ona huzur ve güvenlik duygusunu indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini [inkâr çağrılarını] en alçak kılmıştı. Oysa Allah’ın kelimesi, en yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. 9Tövbe; 40.
    Allah’ın müminlere sağladığı kolaylıklara diğer peygamberlerin Kur’ân’da anlatılan hayatlarından da örnekler verilebilir: Yûsuf, Mûsâ.
    İşte bununla, Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim Allah’tan saygıyla sakınırsa,[Allah] ona bir çıkış yolu gösterir ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip, gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır [koymuştur, belirlemiştir] . 65Talâk; 2–3.
    Geniş imkânları olan, nafakayı geniş imkânlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah’ın kendisine verdiğinden versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylık kılacaktır. 65Talâk; 7.”HY.
    92Leyl 5-7 Kim (hayır için) verir, korunursa, Ve en güzel (söz)ü doğrularsa, Ona en kolay (yolda gitmey)i kolaylaştırırız.
    47/7Ey inananlar, eğer siz Allâh(ın dinin)e yardım ederseniz (Allâh da) size yardım eder; ayaklarınızı (hakkı koruma yolunda) sağlam tutar.
    Kısaca, her zorlukla beraber mutlaka bir kolaylık vardır, bu kolaylıkta Kuran ilkelerine uyanlara, sabırla mücadele edenlere, çalışanlara ihsan edilmektedir. İnananlara ihsanı ise, boldur.
    Beraber olanlara kolaylık vardır. Kuranla beraber olanlara kolaylık vardır.

    (٩٤-٦)
    اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
    94.6 – İnne meal usri yusrâ.
    S Ateş – Evet, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
    YB- Evet Her güçlükten sonra elbette kolaylık vardır.
    TK- Mutlaka Birlikte(/beraber)lik (olun ki) zorluğu kolaylar.

    (٩٤-٧)
    فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ
    94.7 – Feizâ ferağte fensab.
    S Ateş – O halde (işlerinden) boşaldığın zaman (ibâdete) dur.
    YB- Ama bir şeyi unutma belli bir seviyeye gelmekle işler bitmeyecek. Her ulaşılan hedef yeni bir hedef için başlangıç olacak.
    TK-(Bu projeyi gerçekleştirmede görev alma durumuna hazır hale gelenlere) o vakit hemen ( işbölümü çerçevesinde yetki ve sorumluluğun o kadar kısmını) devrederek/ferag yap, hemen (bir safha ilerisinde ne/neler yapılacaksa ona uygun birilerini) nasp/atama yap.
    • FeRaga:Boşalmak, boşlamak, ilgilenmek, ele almak, boş, yüreği doldurmakMO,
    • NeSabe: Dikmek, dik durmak, ise sarılma, yorgun düşme, dert, hastalık, bela, put, nasip, hisse,

    (٩٤-٨)
    وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ
    94.8 – Ve ilâ rabbike ferğab.
    S Ateş – Rabb’ine niyaz et, yalvar.
    YB- Her bir işi bitirince yeni bir işe başlamaya hazır ol ve hiç bir zaman hedefinden şaşma Rabbinin yolundan şaşma/Rabbine karşı rağbetli ol.
    TK- Ve (birilerinin başkalarını terbiye etmeye son vermeleri ya da insanların başkalarının rabliğinin hakimiyet alanından kurtulmaları), senin rabbinin (terbiyesi ile terbiyelenmeleri mantığına/pozisyonuna ulaşmaları için) hemen/durmaksızın (her yer ve durumda an azamisinden) ragbet (yönelim gayret)i gerçekleştir.
    • Ragabe: Ragbet, arzu, istek, teveccüh, uzak durmamak, ümit ve korku,
    Sadece Rabbinden iste.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>